KALEM İLE KAĞIDIN ZİHİNSEL VE PSİKOLOJİK FAYDASI

Otomatik Sistem

Bazıları için kalem ve kâğıt hayatlarının vazgeçilmeziyken, bazıları için bu ikili fazla anlam ifade etmiyor. Hatta teknoloji varken gereksiz bile geliyor. Pratiklik ve hız açısından modern çağın başköşesinde olan teknolojiyi kullanmak çok da mantıksız gibi gözükmüyor.

Ancak yapılan araştırmalar bilişsel süreçler ve psikoloji açısından kağıt ve kalem kullanmanın çok önemli olduğunu gösteriyor.

Profesyonel olarak yazmak, planlama için yazmak, keyif için yazmak veya öğrenme süreciyle ilgili yazmak sırasında  neler oluyor ? Küçüklükten çizgilerle başlayan bu hareket silsilesi başta harfleri algılama, anlama, öğrenme ve bir araya getirmek için özel uğraşı gerektirirken bir süre sonra bilinçdışı sistemimize kodlanarak otomatikleşiyor. Beyin sürekli tekrar edileni otomatik sisteme atıyor ki başka faaliyetleri öğrenmek için bilinçli kısımda yer açılsın.

Bu otomatik sistemi bozmak , dikkati  vererek yazmaya çalışmak , zorlanmaya, yavaşlamaya  hatta hata yapmamak için çabalamaya sebep oluyor.

Elle Yazmanın Beyinde Yarattığı Fark

Elle yazmak ve ya  çizmek ince ve hassas bir şekilde kontrol edilen hareketler nedeniyle beynin motor korteks alanlarında çok daha fazla aktivite yaratıyor. Kalemle kağıda dokunarak  yazılan harfleri görmek ve yazarken çıkan sesi duymak birçok duyuyu harekete geçiriyor. Bu duyusal deneyimler beynin farklı bölümleri arasında temas kuruyor Böylece beyinde, klavye kullanmaya oranla çok daha fazla kısım etkinleşiyor

Klavyeyle yazarken kazanılan hız insanların daha kısıtlı kelimeler kullanmasına sebep oluyor. Elle yazmak insanların en uygun kelimeyi bulmalarını sağlayarak kendilerini daha iyi ifade etmelerine yardımcı oluyor.

Ayrıca klavye yerine elle yazmak kelimelerle gerçek bir bağ kurulmasını sağlarken, beynin kelimelere odaklanmasına, onları anlamasına ve onlardan bir şeyler öğrenmesine de yardımcı oluyor.

Elle Yazmak Yaratıcılığı Artırıyor

Kağıt  ve kalem kullanarak yazmak, beynin daha fazla kısmını çalıştırdığı için yaratıcılığı da artırmış oluyor. Her kişinin el yazısı tamamen kendine özgü olduğu için sanatçının kendine özgü bir yöntemi olması gibi bize kendi yazı kimliğimizi kazandırıyor.

Özellikle de bitişik el yazısı kullanmak, özündeki sanatsallığı sayesinde beynimizin iki tarafını da uyarıyor.  Beynin iki tarafını da uyarma yoğunluğu her birey için farklı olsa da bu durum  sanatsal ve problem çözme becerileri için son derece yararlı oluyor

Yazmanın Psikolojik Etkisi

Çok  hızlı değişen ortamda bir şeylere fiziksel ve zihinsel yetişmeye çabalarken aniden zihnimiz karışmaya başlıyor. Bu durum  beyin yorgunluğuna ,stres oluşumuna ve depresyona girme haline kadar gidiyor. Ancak yazarak yapılan gerçekçi planlama bu durumla baş etmede çok etkili oluyor. Bir gün önceden yapılan plan, yaptıkça üzerini çizmek beyinde oluşan girdabı gidererek sakin sularda kalmasını  sağlıyor.

Yazı yazmak aynı zamanda söz ile kolayca ifade edemediğimiz çoğu şeyi rahatlıkla dışa vurmamıza yardımcı oluyor. Stresli ya da duygusal açıdan zorlayıcı olaylarla ilgili yazı yazan insanlar, yaşadıkları kötü olayların travmatik etkilerini çok daha kolay atlatıyor.

Yazı yazan biri, bilinçdışında takıldığı noktalarla karşılaşabiliyor ve uzun süredir aradığı cevapları bulabiliyor. Bazen ufak tıkanıklıklarla başlayan yazma süreci, sayfalarca yazıyla sonuçlanabiliyor. Kişi bu sayede, bir nevi tıkanmış duygu birikimlerinin yollarını açıyor ve onları bir sonuca ulaştırarak, sahip olduğu sorunu yazarak çözüyor.

Üzgün ya da stresli olduğumuz zamanlarda fikirlerimizi yazıya dökmek inanılmaz bir terapi yöntemi haline gelebiliyor. Özelikle el yazısı ile yazmak, kendine has bir ritmi olduğu için değişken düşüncelerimizin uyum içinde akmasına yardımcı oluyor. Yazdıkça kelimelerle daha fazla bağ kuracağımız için de bir sorunu kâğıda döktüğümüz zaman çok daha kolay bir şekilde çözülebiliyor.

Buna rağmen bir çok kişi yazmanın  tedavi edici etkisini fark etmiyor.

Özetleyecek Olursak ;

Elle yazmak yaratıcılığı arttırıyor.

Elle yazmak hafızayı geliştiriyor.

Elle yazmak, öğrenileni  anlamayı geliştiriyor.

Elle yazmak, önceliklendirme becerilerini kuvvetlendiriyor.

Yazmak kaygıyı, stresi ve depresyonu  gideriyor.

Zeigarnik Etkisi

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
“Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?”
Doktor, “Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?”, der.
Adam, “Ooo! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük.”
“Hayır,” der doktor.

KESİNTİYE UĞRAMAK

Şu anda, ‘ Peki ne yapmak gerekir? Devamı ileri de var mı? şeklinde  düşünüyorsanız yazının devamına odaklanmada zorluk yaşayabilirsiniz.

Bu durum  yaptığınız tüm işlerde aynı etkiyi gösterir. Bir kitaba başlayıp yarım bıraktığınızda , bir işe başlayıp bitmeden yeni bir işi elinize aldığınızda , bir derse başlayıp onu tam bitirmeden başka bir derse oturduğunuzda yarım bıraktıklarınız  beyninizi meşgul etmeye devam eder.

Yarım kalmış, bitmemiş, kesintiye uğramış işlerin tamamlanmışlardan daha fazla ve net hatırlanması psikolojide Zeigarnik Etkisi olarak adlandırılıyor. Gözlemsel ve sonrasında deneysel çalışmaları yapıp bu etkiyi bir kavram olarak literatüre sokan  Rus bilim insanı Bluma Zeigarnik’ten  almış adını.   Bluma Zeigarnik yaptığı deneylerden birinde 2 grup oluşturmuş. Bu grupların birinden işlerini bırakarak roman okumaları ve anlatmaları istenmiş diğer gruba ise işlerini tamamlamak için plan yapmaları ve sonradan roman okumaları istenmiş. Sonuç olarak işlerini tamamladıktan sonra roman okuyan grubun romanda ki detayları daha iyi hatırladığı tespit edilmiş.

SORUMLULUK DUYGUSU

Yarım kalmışlıktan oluşan zihnin meşguliyet durumu sorumluluk mekanizmasını çalıştırmaktadır. Sorumluluk duygusu, beynimizin düşünen ve karar veren ön lob kısmına ait değildir. Limbik sistem yani duygu sistemimizin olduğu bölüm tarafından ön beyine gönderilen sinyallerle oluşmaktadır. Düşünen ön beyin kendisine gelen bu sinyallerden dolayı diğer işe dikkatini vermekte zorlanıp, yarım kalan işi hatırlamaya devam etmektedir

Bu durumda ne yapabilirsiniz, – Planlamanızı yaparken işlerinizi belirlediğiniz aralık veya zaman çerçevesinde net ve ulaşılabilir parçalara bölün. – Bir çalışmayı parçalara ayırıp kısa aralar verdiğinizde tamamla duygusu, başladığınız çalışmayı devam ettirmek için isteğinizi arttıracaktır. Bu durumda olumsuz gözüken bu etkiyi kendiniz için olumluya çevirmiş olursunuz. – Yarım kalan iş temelde sizin için çok önemli değilse onu tamamen önünüzden ve zihninizden kaldırın

Ziegarnik etkisinin sizi ne kadar etkileyeceği bazı durumlarda kişilik özelliğinize de bağlı olarak değişir. Örneğin yargılayıcı ve algılayıcı tutumları ne oranda kullandığınız bir etkendir. Daha yargılayıcı iseniz yazının başında ki gibi başlamış bir hikayenin sonunu duymak sizin için önemlidir, çünkü netice ihtiyacınız yüksektir. Daha algılayıcı iseniz hikayenin sonunu duyup duymamak sizin için önemli olmayabilir.

Son olarak , “Hayır,” der doktor, “normal bir insan küvetin tıpasını çeker.”

Öğrenci Koçu -Zeynep Kökden

EYLEME GEÇEMEYEN RUH HALİ

Ünlü Rus roman yazarı Ivan Gonçarov’un roman kahramanı Rus soylusu ‘Oblomov’ u bileniniz var mı?

Oblomov romanda hiçbir şey yapmama durumundan  çıkmayı ister ama bunu  yapamaz. Kendisi yeni projeler üzerine düşünen, ne yapabileceğini ve nasıl yapabileceğini bilen ama neticede hiçbir şey  yapmayan insanların rol modeli olan tembellik ikonudur.

Oblomov’un karakteri “Oblomovluk” diye bir kavramın doğmasına da yol açmıştır ve bu kavram zamanla tembelliğin bir ifadesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Peki, bir insan yapması gereken ve yapabileceği bir şeyi nasıl yapamaz hale gelir?

Fazla kilosundan rahatsızlık duyan birini düşünün. Kilo vermesi gerektiğini bilir ve gerçekten ister. Kilo verdiğinde ne elde edeceğini ve ne kaybedeceğinin de farkındadır ancak bir türlü eyleme geçmez. Sınavda başarılı olmak isteyen bir öğrenci çalışması gerektiğini, nasıl verimli çalışabileceğini, çalışmazsa ne olacağını, çalışırsa ne olacağını da çok iyi bilir. Çalışmasını engelleyen bir dış etkende olmamasına rağmen oturup çalışmaya başlamaz.

Kilo vermesi gereken kişiyi de, çalışması gereken öğrenciyi de durduran aynı şeydir, Atalet Hali. Atalet hali yapılması gerekenleri yapmama , eyleme geçmeme yani  hareketsizlik durumudur. Üstelik  bir tür hastalık gibi ele geçirdiği kişiyi güçsüzleştirip, olduğu yere sabitler.

HERKES BİR GÜN ATALETLİ RUH HALİNİ YAŞAYABİLİR

Ataletli ruh hali kalıcı olmadığı sürece ara sıra yaşanması doğal ve normaldir. Bu durumu tehlikeli yapan, onun içinize yerleşip kök salmaya başlamasıdır. Bünyeye sinsice yerleşir ve ilk iş olarak eyleme geçme mekanizmasını felç eder. Bağışıklık sistemini çökerterek kendi egemenliğini kalıcı hale getirmeye çalışır. Başa çıkmak için pozitif düşünmeye ve morale ihtiyaç vardır. Buna rağmen önce morali tüketir sonra yaşam kalitesini düşürür.

EYLEMSİZLİĞİN FARKINDA OLMAK

Kurtulmanın ilk adımı varlığını tespit etmek hatta olabildiğince erken teşhisi koyabilmektir.  Çünkü asıl engel insanın içindedir. İç engelleri tehlikeli yapanda onların farkında olunmamasıdır.

Ataletten kurtulmak için beyne giren bilgileri düzenlemek gerekir yani beyni neyle beslediğiniz önemlidir. Bu sebeple beyine alınan bilginin doğru seçilip ara sıra negatif haber detoksu yapılabilir. Pozitif yaklaşımcı insanlarla olmak, başarı filmleri seyretmek veya okumak bu dönemde hayat enerjinizi yükseltir. Hayatının kendi kontrolünde olduğuna , yapabilme ve yapamama durumunun kendi elinde olduğuna inanan insanın düşünce, duygu ve davranışları da daha çok harekete yatkın olur.

Kararlılık ve cesaret ile zorluklar karşısında yılmayıp sonuç alıncaya kadar mücadele etmekte hareket üreten duygulardır.

Atalet üreten zihin sizde değil karşınızdaki kişide ise moral veren söz veya ceza ile kısa süreliğine o kişiyi harekete geçirirsiniz. Bir süre sonra tekrar başa döner. Zihniyet değişmedikçe yapılan her uygulama geçici olarak işe yarar. Bir insan bir konuda harekete geçmiyorsa o konuda yeteri kadar istekli olmadığı için olabilir.

İstediğini sanma ile gerçekten istemek aynı şey değildir İsteğin türü ve şiddeti kritik iki noktadır. İstek % 40 oranında ise istememe oranı daha yüksek olduğundan harekete geçmek zor olur. İstek yeterli değil ise öz disiplin ile yani yapılması gereken işi canınız istemese de, irade gücüyle kendinizi zorlayarak yapmanız temel yoldur.

Ataletle mücadelede kendini şarj etmek yani beyni moral yükselten bilgilerle besleyip olumlu düşüncelerle doldurmakta önemlidir.

Eylemsizlik durumu ile mücadelenin en zor kısım ilk hareketi yapmaktır. Gerisi genellikle daha kolay ilerler. Kendinizi harekete geçmiş ataleti yenmiş olarak hayal etmekte etkilidir. Aklınızda kendinizi hangi resimle temsil ederseniz ona dönüşürsünüz.

Son olarak sporu da ihmal etmeyin Hareket bedeninizin hantallığını azaltıp, ruh halinizi de ciddi oranda değiştirir.

“Tanrı bize iki yuvarlak organ verdi. Biri düşünmek, diğeri üzerinde oturmak için. Başarı hangisini kullandığınıza bağlı.” Ann Landers

CEP TELEFONUNUZLA ODYSSEUS ANLAŞMASI YAPMAK

Çalışacaksınız ancak  cep telefonunuz buna izin vermiyor , kendinizi bir türlü telefona bakmaktan alıkoyamıyorsunuz. Sosyal paylaşımların biri biterken diğeri başlayınca planladığınız  çalışmalar  yarım kalıyor. O zaman  kendinizle Odysseus Anlaşması yapmayı denemeye ne dersiniz? Bu  anlaşmayla , gelecekteki kimliğinizin karşı karşıya kalacağı seçenekleri önceden görüp bunlara sınırlar getireceksiniz.

Nedir Odysseus Anlaşması?

Yunan mitolojisinde Odysseus, İthaka kralıydı. Truva Savaşı’nı kazanmış ve yurduna dönüyordu. Ancak bu uzun yolculukta gemicilerin aklını başından alan, büyüleyici güzellikte şarkılar söyleyen Sirenler’in adasının önünden geçeceğini fark etti. Sirenler, denizcilerin aklını başından alan büyüleyici güzellikte şarkılar söylemeleriyle ün yapmışlardı.  Ne yazık ki, Sirenler’in cazibesine karşı koyamayan denizciler de onlara ulaşmaya çalışırken  gemileri kayaya çarpıp paramparça oluyordu. Odysseus ise Sirenler’i görmek için karşı koyulamaz bir istek duyuyor  ancak kendisinin ve tayfasının ölümüne neden olmak istemiyordu. Müziği duyduğunda gemisini  adanın kayalıklarına doğru sürme dürtüsüne de karşı koyamayacağını biliyordu. Sorun şimdi ki akılcı Odysseus değil gelecekte ki Odysseus’ du. Bunun için bir plan yaptı. Adamlarına, kendisini geminin direğine çok sıkı bir şekilde bağlamalarını, kendilerinin de kulaklarını bal mumuyla tıkamalarını emretti. Böylece Sirenlerin şarkılarını duymayacaklardı. Gemiyi yönlendirirken , Odysseus’un tüm çırpınmalarını ve yalvarmalarını görmezden gelmek üzere kesin emir almışlardı. Odysseus, gelecekteki kendisinin doğru kararları verecek durumda olmadığının farkındaydı. Bu nedenle aklı başındaki Odysseus her şeyi öyle bir ayarladı ki, artık yanlış adımı atması mümkün değildi.

İşte bütün bunlara bağlı olarak , şimdiki ve gelecekteki kendiniz  arasında yapacağınız bu tür pazarlıklar Odysseus Anlaşması olarak anılır. (Alıntı: Beyin -David Eagleman)

Siz de daha basit olarak çalışırken cep telefonunuzu yanınızdakilerden  birine verip kendinizle bir anlaşma yapabilirsiniz.

 Bu anlaşmanın anahtarı, farklı koşullarda farklı insanlar olduğumuzu kabul etmektir.

Zeynep Kökden Öğrenci Koçu & Konsantrasyon Eğitmeni

Karalamanın Gücü

Derste, seminerde veya birilerini dinlerken önünüzde kağıt kalem varsa karalama yapar mısınız? Çiçek, kalp, daire, üçgen, küpler olur mu kağıtta?  Bazen de masa üzerinde!! Birçoğunuzun buna ‘evet’ diyeceğine eminim. Hatta  karalamalarınızın ne anlama geldiğini de zaman zaman merak etmiş olabilirsiniz.

Ancak, bazen eğitimciler veya ebeveynler defterlerin, kitapların kenarlarında kalpler ve şekiller çizilmesini doğru bulmazlar. Bunu  görsel açıdan kirletici bulurlar. Ayrıca karalamayı derste öğrenciyi öğrenmekten uzaklaştıran bir süreç olarak görürler.

Fakat şimdi bilinen önemli ve tam tersi bir gerçek var.

Araştırmacılar karalamanın kişinin algı ve öğrenme sürecini kolaylaştırdığını açıkladılar. Yani  karalamaya devam..

Karalama Bu Sürece Nasıl Katkı Sağlıyor

Burada bahsedilen karalama  resim yapmak için sarf edilen enerji ve zaman değil dinleme esnasında çizilen ihtiyarı çizgiler ve ya şekiller

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre konuşmayı dinlerken karalama yapmak, anlatılanları daha sonra anımsamayı kolaylaştırıyor.Araştırmada deneye katılanlara, iki buçuk dakikalık bir sesli telefon mesajı dinletilmiş. Katılımcılardan bazılarına mesajı dinlerken karalama yapmaları için izin verilmiş, bazılarınaysa izin verilmemiş. Sonuçta, karalama yapmasına izin verilen katılımcıların, dinledikleri mesajı %30 oranında daha iyi anımsadıkları görülmüş.

Dinleme esnasında beyin yeterli uyarıyı almazsa kendi kendine konuşmaya ve hayal dünyasına kayıyor. Ancak karalama kişinin beynini aktif tutuyor , anda kalmasını ve konuyu kendine göre kişiselleştirmesini sağlıyor.

Anlatılanları sembolleştirmek konuyla ilişkilendirme sağladığından öğrencinin veya kişinin öğrenmesine katkı sağlıyor ve bu yüzden bazı eğitimciler öğrencilerine eskiz çalışmalarını tavsiye ediyor. Çünkü karalama artık görsel bir öğrenme aracı olarak görülüyor ve bu sürecin en verimli ve en akılda kalıcı şekilde değerlendirilmesi isteniyor.

Karalama  karmaşık bilgilerin daha hızlı yakalanmasına yardımcı oluyor Örneğin biyoloji dersinde mitoz bölünmeyi dinlerken hücre ve bölünme çağrışımı karalamak öğrencinin daha iyi öğrenmesini ve hatırlamasını sağlayabiliyor.

Yaratacılıta Devrede

2012 yılında Journal of Experimental Psychology dergisinde yayınlanan çalışmanın sonuçlarına göre özellikle dairesel çizgiler ve şekiller çizmek , karalamalar  yapmak yaratıcılığı da arttıran en önemli yöntemlerden biriymiş

Yani karalama eyleminin öğrenme sürecine katkısı dışında yaratıcılığı da önemli ölçüde arttırdığı söyleniyor.

Ressam, filozof, astronom, matematikçi, mucit, mühendis, mimar, yazar, jeolog, kısaca  yaratıcılık söz konusu olduğunda ilk akla gelen isimlerden biri olan Leonardo Da Vinci . Da Vinci , yüzyıllardır insanoğluna yol gösteren not defterlerini ardında bırakırken içlerindeki karalamaları ve notları birçok bilim insanına ve sanatçıya rehberlik yaptı.

Siz de dinlerken ve çalışırken karalama yapanlardansanız durmayın, devam edin. Ancak defteriniz, kitabınız, masanız yerine belki karalama kağıdı kullanmakta denenebilir. Ne dersiniz?

Öğrenci Koçu

Konsantrasyon Eğitmeni

BAŞARISIZ OLMAK TERCİH MİDİR ?

BAŞARMAK ve başarılı olmak. İstemeyen olur mu? Hiç sanmıyorum. ‘Ben’ diyen kişi de başarısız olursam düşüncesiyle kendine göre önceden tedbirini almak isteyen ve korku sinyallerinden dolayı kendisine dürüst davranmayandır.

Başarısızlık Olmasa Başarının Anlamı Olur mu?

Herkes sürekli  başarılı olsaydı bu hayatımızın normali olduğu için rekabet ve başarma duygusu ve  bu duygunun öncesi ile sonrasında gelen bir çok tepki var olmazdı.

Amerikalı bir girişimci ve Forbes dergisinin yayımcısı Malcom S. Forbses’in sözü çok hoşuma gider. ‘Ders alınmış bir başarısızlık, başarı demektir’

Dâhilerden bakarsak Thomas Edison ampulü ilk denemede mi keşfetti? Tabi ki hayır. Ancak yaptığı her denemedeki başarısızlık bir sonraki deneme için alınmış ders oldu .

Her yaptığınız yemek ilk yapışta çok mu lezzetli oldu. ?

Başarı için zaman, sabır, gözden geçirme gibi iç ve dış faktör değerlendirmesi ile yola devam etmek önemlidir.

Aşağıdaki  hikayeyi ‘ Hep aynı şeyler. Başarı hikayelerini okuyup, sen neden yapmayasın sonucuna  bağlayacak’ diye düşünmeniz için koymadım. Başarısızlığı ve düşüşü fark etmeniz ve bu gibi durumlarda  devam etmenin önemini , elde edilen sonuçların her zaman kolay olmadığını tekrar algılamak için koydum.

Harry Potter’ı yaratan yazar: J.K. Rowling

Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling, 1965 yılında İngiltere’de doğmuş. Üniversite yıllarında edebiyatla ilgilenen Rowling’in ismini kısaltarak kullanmasının sebebi, yayımcısının tercihiymiş. Zira yayımcı Blommsbury, bir kadın yazarın kitaplarının okunmayacağını düşünmüş. “J.K. Rowling” isminin erkek ismi gibi olduğunu, bunu kullanması gerektiğini söylemiş.

Daha sonra Portekiz’e taşınan Rowling evlenmiş ve bir çocuk sahibi olmuş. Birkaç yıl sonra hem evliliği sonlanıp hem de işsiz kalınca Rowling için zor yıllar başlamış. Bir yandan işsizlik maaşı ile geçinmeye çalışırken, bir yandan da kafelerin boş bulduğu masalarında Harry Potter’ı yazıyormuş.

 Bir yandan Harry Potter serisini bitiren yazar, aynı zamanda eğitimine de devam etmiş ve yüksek lisansını tamamlamış.

Sonuc olarak , dünya çapında 400 milyondan fazla kopyası satan, filmleri kült haline gelen Harry Potter serisi  onu da izi silinmeyecek bir başarının sahibi yapmış.

İniş ve çıkışların olabileceğini kabul ederek, çalışma neticenizin sonunda  kendinize ders çıkaracağınız ve sizi ilerletecek her sonuç   BAŞARIDIR.

Eğitim Koçu & Öğrenci Koçu Odaklanma Eğitmeni Zeynep Kökden

Her şeyin Bir şeyini , Bir şeyin Her şeyini Bilmek

Konu başlığını soruya çevirelim. Her şeyin bir şeyini mi , bir şeyin her şeyini mi bilmek önemli ?

Bu sorunun cevabı kişilere ve bakış açısına göre değişiklik gösterecektir.

Öğrenci koçu olarak ve bu zamana kadar edindiğim iş tecrübeme gören benim  için bir şeyin her şeyini bilip bir konu hakkında ‘uzmanlaşmak’ farklılık yaratmak adına önemli. Türkiye’de kurumsallar dahil bir çok firmada, çalışkan bir profiliniz de varsa birçok konu hakkında bilginiz oluyor .Çünkü birçok farklı iş üzerinize veriliyor ve neticede çok bilgili olup ancak bir konuda uzmanlaşmak sıkıntısı yaşanıyor.

Kişi kendisi bir konuda uzmanlaşmak ve başka  tabiriyle ileride duayeni olmak istiyorsa kesintisiz ve konusuna göre sürüdülebilir takipte olması çok önemli.

Bir hikaye ile konu devam etsin..

Japonya’da bir çocuk on yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış, büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmesiyle birlikte bu hayali de yıkılan çocuğun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, belki bir ümit ışığı olabilir düşüncesiyle Japonya’nın ünlü bir judo hocasına gidip, çocuğun durumunu anlatarak yapılacak bir şey olup olmadığını sormuş.

Judo hocası: ‘Çocuğu bir getir bakalım’ demiş.
Ertesi gün baba oğul çıkmışlar hocanın karşısına.
Hoca çocuğu şöyle bir süzmüş ve:‘Tamam’ demiş. ‘Yarın çocuğun eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz.’

Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve: ‘Bu harekete çalış’ demiş. Çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış. Sonra hocasının yanına gidip, ‘Bu hareketi öğrendim, başka hareket göstermeyecek misiniz ?’ diye sormuş.
Hocanın cevabı: ‘Çalışmaya devam et.’ Olmuş.

İki ay, üç ay, altı ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş. Bu bir yıl boyunca de hep o aynı hareketi tekrarlamış. Hocasının yanına tekrar gitmiş:
‘Hocam bir yıldır aynı hareketi çalışıyorum iyi de yapıyorum. Bana yeni bir hareket göstermeyecek misiniz ?’
‘Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz.’

İki yıl, üç yıl derken çocuk hocasının nezaretinde beş yılını doldurmuş. Bir gün hocası çocuğun yanına gelip:‘Hazır ol !’ demiş. ‘Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın’. Delikanlı şok olmuş. Hem solu yok, hem de judoda bildiği tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısında da ses çıkarmamış.

Turnuvanın birinci günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği o tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken ikinci, üçüncü maç… çeyrek final, yarı final ve umulmadık bir biçimde finale katılmaya hak kazanmış.

Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yıldır yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Rakip, judoda tam bir üstat. Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş.
‘Hocam’ demiş, ‘hasbelkader buraya kadar geldik. Ama rakibime bir bakın yılların şampiyonu. Ben de ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadar bana yeter. Bari çıkıp da rezil olmayayım. İzin verin turnuvadan çekileyim.’
‘Olmaz’ demiş hocası. ‘Yenilirsen de namusunla yenil.’

Çocuk çaresiz çıkmış müsabakaya ve maç başlamış. Delikanlı yine o bildiği tek hareketi yapmış ve bir hamlede rakibini yere sererek şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:
‘Hocam nasıl oldu bu iş ? benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım ?’
‘Bak oğlum’ demiş hocası; ‘ilk olarak, beş yıldır aynı hareketi çalışıyorsun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. İkinci olarak da, o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de, rakibinin seni sol kolundan tutması gerekir !’

Siz her şeyin bir şeyini mi , bir şeyin her şeyini mi bilmek istersiniz ?

SINAV KAYGISI ile BAŞ ETME METOTLARI

Aile Tutumu ve Öğrencilerde Kaygı Başlangıcı adlı blog yazımda sınav kaygısına daha detaylı değineceğimi yazmıştım.

Üniversite ve lise giriş sınavları yaklaşırken artık zamanının geldiğini düşündüm.

İlk yazımda ideal kaygı eşiğinden bahsetmiştim ancak kaygı ideal sınırın üzerindeyse yaşanan durum nedir ?

Aşırı korku ve kaygı anında , beyin düşünceyi bloke eden bazı maddeler salgılar. Düşüncenin bloke olması durumu çalışırken elektriklerin kesilmesi gibidir.

Böyle anlarda kişide oluşan belirtilerden bazıları fizyolojik belirtiler (kalp atışlarında artış, bacakların titremesi), bilişsel belirtiler (odaklanamama, okuduğunu anlayamama ya da bilgilerini hatırlayamama), duygusal belirtiler (yoğun korku ve endişe) şeklindedir.

 Bunlara ek olarak sınavın verdiği yoğun kaygıdan dolayı ders çalışmayı bırakma, sınavı bırakma ya da sınava girmekten kaçınma gibi davranışsal tepkiler de söz konusudur. Tüm bunlar yoğun sınav kaygısının işaretleridir. Trafik kazalarında kişilerin kazanın öncesini ve sonrasını hatırlayıp , kaza anını hatırlayamaması da bu yüzdendir.

SINAV KAYGISININ NEDENLERİ

Kaygı yaşayan kişi de ki mesajlar şu şekildedir:

1- Kişi kendi gücünü gerçekte olduğundan daha küçük görüyor.

2- Korkulan şey hakkında bilgi ve özgüven yetersizliği yaşıyor.

3- Sorunla başa çıkmada yetersiz hissediyor.

4- Olmamış şeyler için olumsuz hatta felaket senaryoları  yazıyor.

KAYGIYLA BAŞ ETME METOTLARINDAN BAZILARI

1- Olumsuz düşünce, inanç ve senaryoları gözden geçirip, bunların yerine daha gerçekçi ve olumlu düşünceler koymak. 

‘Eğer sınavı kaybedersem’ şeklinde  eğer terörüne kapılmamak. ‘Bu sınavda başarılı olamayacağım’ yerine ‘bu sınavda başarılı olabilmek için elimden geleni yapacağım’ düşüncesini yerleştirmek.

2- Kaygı durumu oluşmaya ve zihni ele geçirmeye başladığını hissettiğinizde dıştan konuşmak, şarkı söylemek ,birini aramak. İç ses ve dış ses aynı anda çalışmadığı için iç sesi ve dolayısıyla kaygı durumunu bastırmak.

3- Planlı ve verimli çalışmak. Rastgele , plansız çalışmak bir süre sonra kişinin  nerede olduğunu anlayamamasından yetersizlik duygusu oluşturur. Özgüveni düşürür.

4- Daha önce girilmiş bir sınav sonrası ne olduğunu hatırlamak. Bitti ve hayatınıza devam ettiniz.

5- Derin nefes almak, yastığa kapanıp bağırmak ve ya yastığı yumruklamak. (Negatif enerjiyi içinizden atar)

6- Mümkün oldukça çok deneme sınavına girmek.

7-Yoğun kaygı duymaya başladığınızda odağı değiştirmek. Yormayan fiziksel hareketler yapmak.

8- Kendinizi olumsuzluğa değil, sınavın çok rahat geçeceğine ve başaracağınız  fikrine inandırmak.

9- Kendinize cesaret ve başarı konusunda örnek birini belirlemek.  Bu şartlarda o ne yapardı diye düşünmek ve yapmak.

‘‘Kaybedenler , başarısızlığın getireceği cezaları gözlerinin önüne getirirken, kazananlar ödüllerini gözlerinde canlandırırlar’’

                                                                                             Rod Gilbert (Kanadalı profesyonel buz hokeyci)

LAZER ODAKLANABİLME GÜCÜ

KONSANTRASYON 

Sözlük anlamı dışında  konsantrasyon ; başarı ile başarısızlık arasında ki farktır.

 Başarılı olmayı  herkes  ister  ancak az sayıda insan  gerçekten İstediği başarıyı elde eder.

Bruce Lee’ye göre her başarılı kişi diğer kişilere göre  sadece bir şeye sahiptir:

Lazer odaklanabilme gücüne.

Bu blog yazım konsantrasyon gücü  üzerine . Bir süredir  öğrenci koçluğu ile beraber özellikle  üzerinde çalıştığım konu ,konsantrasyon.

İç ve dış uyaranlar sebebiyle bir konu hakkında dikkati toplama ve bu dikkati sürdürme yeteneğine konsantrasyon deniyor

Okurken ,  dinlerken farkında olmadan  hayal kurmak, ders çalışırken çabuk sıkılmak, çalışılan yerleri yeri geldiğinde hatırlayamamak, dikkatsizlik sebebiyle hata yapmak, aldığımız kişisel kararları uygulayamamak, büyük ölçüde dikkati toparlayamama ve odaklanmayı sürdürememekten oluşan duruma da konsantrasyon bozukluğu deniyor

Aslında beynimiz  doğumdan itibaren merak ve keşif için tam kapasite çalışıyor.Ancak bugün zihnimizi toplayıp bir konuya veremiyorsak  bunun sebebi bir takım davranışlarımız.

Beynimiz mantıkla değil koşullu çalışıyor.

Teknoloji de şu anda sürekli farklı yerlerden sinyaller verdiği için , beynimiz  sürekli bir yerlerden sinyaller beklemeye koşullanıyor. Bir süre sonra bu bir alışkanlık haline geliyor ve tek bir işe odaklanabilmek neredeyse imkansızlaşıyor.

Halbuki başarının ilk kuralı olan  konsantrasyon  ilginin dolayısıyla enerjinin tek bir noktaya yönlenmesi demek.Aynı anda birkaç iş yapma bu enerjinin dağılmasına ve başarının düşmesine sebep oluyor.

Verimli bir öğrenmenin ancak beş duyunun çok iyi kullanılmasıyla mümkün olabileceğini tespit etmiş olan Leonarda da Vinci ile ilgili kaynaklar diyor ki . ‘‘ O yaptığı iş ne olursa olsun bütün duygularını ve duyularını o işe odaklıyordu. Resim yaparken o kadar o kadar yoğunlaşırdı ki adeta resmin dışında hiç bir şey görmez, duymaz ve hissetmezdi. Kitap okurken gözlerini olabildiği kadar açar, zihnindeki, bütün hayalleri durdurur ve beynini tümüyle okuduğu yazıya odaklardı. Müzik dinleyeceği zaman da müziğin verdiği zevki iliklerine kadar hissederdi. ’’

Yani , tüm zamanların en büyük dâhilerinden biri olan Leonarda da Vinci’nin  göz kamaştıran başarıları  ve becerilerinin temel nedeni o an yaptığı işe tümüyle konsantre olabilmesiymiş

Her insan büyük bir iç potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelden konsantre olabileceğimiz ölçüde yararlanabiliyoruz .Bunun içinde bilinç ve bilinçaltının gücünün birleşip o hedefe yönelmesi gerekiyor.

Sonuç olarak; yıllar içinde kaybedilen konsantrasyon gücü tekrar elde edilebilir bir güç. Çalışmaya başlandığında  3-4 haftalık bir  çalışma süreciyle yükseltilebiliyor. Yıllarca uğraşıp kaybettiğimiz ve başarının anahtarı olan konsantrasyon yeteneğini arttırmak için kaybetmekle geçirdiğimiz yıllara baktığımız da  bu süre oldukça kısa

Bende  zaman zaman dikkati toplamadan ziyade odaklanmamı sürdürme konusunda sıkıntılar yaşadım Buna rağmen halen devam eden çalışmalarımla  irademi artık eskisine göre çok daha etkili kullanarak, konsantrasyon yeteneğimi arttırdım.       

İstanbul İşletme Enstitüsü eğitmeni olarak 15 günde bir Odaklanma Yeteneğini Arttırma konusunda eğitimlere başladım.

https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=gdwxKHqaXz0

”KEŞKE”NİN BİR PANZEHİRİ VAR MI ?

Mağlubiyetin takısıdır “keşke”…

Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır. ……..

“Keşke”nin panzehiri “İyi ki”dir.

İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir. “Keşke”, çoğunlukla bir “ahh”la kopup gelir ciğerden… esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden… “İyi ki” ise, muzaffer bir “ohh”la büyür; cüretiyle öğünür. “Keşke”li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, “iyi ki”lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır “keşke”… “Şimdiki aklım olsaydı” dövünmesindedir. ……..

İyi ki”lerinizi toplayın bugün ve “keşke”lerinizden çıkartın. Fazlaysa kârdasınız demektir. Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara… Rüzgarlarla koştunuz ya…

“Keşke”leriniz, “İyi ki”lerden çoksa… Telafi için elinizi çabuk tutun.

Yukarıda okuduklarınız Can Dündar’ın ‘Keşke’ şiirinden alıntıdır.

İyi ki de tamam demişim.

Ben kendimi bildiğimden beri hayatımı keşke dememek üzerine kurguladım ve kızımı da ilkokulda devlet okuluna verirken keşke dememek için verdim. Devlet okulundan özel okula geçirmek kolay ancak özelden devlete geçirmek sorun olur diye düşünerek eşimin devlet okulu ısrarına ‘tamam’ dedim.

İyi ki de tamam demişim. Kızımın ilkokulu devlet okulunda okumasının arkadaş çevresi (hepsi bulunduğumuz yere yakın oturdukları için hala görüşüyorlar) öğretmeni ve paylaşmayı öğrenmesi açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Verdiğim kendimle ilgili örnekten sonra şimdi sizler için yazıyorum

Öğrenci Koçu olarak gördüklerimden yola çıkarak diyorum ki çocuğunuzun kişilik ve öğrenme özeliklerini bilin. Aileler tabi ki çocuklarının başarısını görmek istiyor ki başarı beklentisi de değişken. Önemli olan çocuğunuzu tanıyın. ‘Keşke ısrar etmeseydim, keşke sürekli çalış demeseydim, keşke daha çok dinleseydim’ vb. cümleleri yerine iyi kilerle başlayan cümleleriniz olur. Böylece özgüveni yerinde , aile ile çatışmak yerine paylaşan ergenle yaşarsanız.

Şimdi de sıra öğrencilerde. Tamam, sizler Z kuşağısınız. Fazla sıkılmadan hızlı yol almak istiyorsunuz ancak dünya hala disiplin ve başarmak için çalışmak ayrıca sıkıntıya da katlanmak üzerine kurulu.

Amacınızı ve kendinizi iyi değerlendirin. Sayısal- eşit ağırlık veya sözel seçiminizi kendiniz için yapın.Maalesef bazı kesimlerde sayısalcılar daha zeki veya daha çalışkan gibi algı yaratılıyor. Bu tuzağa düşmeyin ve keşke dememek için planlı, düzenli çalışıp hep şikayet ettiğiniz eğitim sistemine meydan okuyun.

‘Ben okuduğum bölümde çok mutluyum. Severek okuyorum ve kendimi de her zaman geliştiriyorum.İyi ki buradayım.’ demek için çalışın. Biraz daha sık saydım daha iyi puan alıp daha iyi sıralamaylaşu bölümde şu üniversite de okurdum ‘keşke biraz daha çalışsaydım .’ dememek için harekete geçin.

DAİMA KÂRDA OLUN…
https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=gdwxKHqaXz0

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın