‘Plan Yapmakta Zorlanıyorlar’

Z ‘ den X’ e.. BİZİ ANLAYAN VAR MI ?

Birbirinden farklı gibi olan iki başlığın ortak paydalarını yazmadan önce ne demek istediğimin netleşmesi için kısaca kuşaklardan bahsetmek istiyorum.

Kuşak nedir ?

Aynı çağın koşullarına sahip olan, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, yazgıları yaşamış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişiler topluluğudur.

Bu topluluk ayrımları 1925 yılından itibaren şu şekilde yapılmıştır

Gelenekselciler (1925-1945 ) ,Bebek Patlaması -baby boomers- (1946-1964)

X kuşağı (1965-1979) , Y kuşağı (1980-1999) , Z kuşağı (2000-2020)

Kuşaklar belirli özellikler doğrultusunda farklılıklar gösterdiği içinde  kuşaklar arası çatışmalar  oluşmuş ve sıkıntılar yaşanmıştır.  Ancak  X kuşağı ile Z kuşağı (ergenleri) arasında bu çatışma en ciddi boyutta olanı şeklinde tanımlanmaktadır.

X kuşağının genel özeliklerinin içinde ;

– yaşamak için çalışma anlayışı,

– çalışma saatlerine uyumluluk, sonuç odaklı yaklaşım ,

– süreçlere karşı sabırlı bir tutum içinde olma ve kanaatkarlık ,

– otorite ve kurallara saygılı olma durumu vardır.

Z kuşağı ise  kompleksiz, yaratıcılığı ve öz güveni en yüksek kuşak olup ;

– söylemek istediklerini karşı tarafa direkt söylemeleri, 

– dikkat sürelerinin kısa olması,

– günümüz eğitim sisteminin ilgilerini çekmemesi,

– azimli ve hırslı bir yapıya sahip olmamaları,

– şirket, takım ve birliktelik gibi kavramlarının zayıf olması,

– disiplinden uzak yaşamayı sevmeleri,

genel özelliklerinden bazılarıdır.

Çabuk sıkılan, çabuk tüketen ve hızlı yaşayan bir kuşakla karşı karşıyayız.

Bu durumda Z kuşağının özelliklerini görmezden gelip önceki kuşaklarla mukayese etmek hatta benzetmeye çalışmak büyük bir yanılgıdır.Bunun sonucunda çatışmaların artmasıyla beraber kimse beni anlamıyor duygusu ve mutsuzluk yoğunlaşmaktadır.

Z ‘den X’e bizi anlayan var mı ?

Z kuşağını anlayabilmek X kuşağı için pek kolay değil ancak anlamaya çalışanlar da var.

Dijital çağda büyüyen ve en büyüğü hala ergenlik döneminde olan Z kuşağını anlayabilmek, anlatabilmek ve yaşanan çatışmaların önüne geçebilmek için çalışmalar ile  sunumlar yapılıyor. Üzerinde durulan en önemli konu ise bizim zamanımızın bittiği gerçeği ve dijital hayatın getirdiği farklılıklar.

Sizlerin de ebeveyn olarak aranızda kullandığınız ya da Z kuşağından biri olarak büyüklerinizden duyduğunuz cümlenin ilk iki kelimesi ‘’Bizim zamanımızda …’’

– kimse bana ders çalış, demedi.

– kendi işimizi kendimiz yapardık.

– çekirdekten yetişirdik, her işi yapardık.

şeklinde uzayıp giden konuşmalardır.

Konu başlığına ve paydaya dönersem öğrenci koçu  çalışmalarımda edindiğim yaşanan temel problemlerden biri şu anda Z kuşağı içinde olan öğrencilerin plan yapmakta ya da plana uymakta sıkıntı yaşamaları. Temel sorun ise plan yapmayı bilmemeleri. Bunlar hep gençlerin kendi kendilerine dijital ortamdan vb. yarattıkları durum mu? HAYIR. Aileler alt kaynaklı. Küçüklüklerinden itibaren ev, sosyal ve okul hayatlarını aileler planlayıp organize ettikten sonra ‘haydi şimdi sen plan yap ve uygula’ dediğimizde çocuklar sudan çıkmış balığa dönüyor. Plan yapıyor ancak alışık olmadığı için sürdüremiyor ve kendini başarısız hissediyor. Başarısızlık hissi kaygıya, konsantrasyon bozukluğuna ve neticede yapması gereken işleri yapmamasına neden oluyor.

Sonuç olarak çocukları suçlamadan önce kendimize bakmalı ve gerekli tedbirleri çok geç olmadan almalıyız.Eğer bir ergen ailesi iseniz  sinirlenmeden gerekli özen ve özveriyle yardımcı olmalısınız ki ileri ki iş hayatlarında da başarı oranları artsın .

Bu arada Y kuşağı ne oldu ?

Onlar Z kuşağı ve X kuşağı arasında ara buluculuk yapıyorlar ve hazırlanın 2020 den sonra ALFA kuşağı geliyor.

DOĞRU METOTLA ÖĞRENMEK -ÖĞRENME STİLLERİ –

NASIL ÖĞRENDİĞİNİ BİLMEK İSTEMEZ MİSİN?

Siz bir konu üzerinde çalışırken nasıl daha kolay öğreniyorsunuz? 

Lise dönemlerini geçmiş biriyseniz bu zamana kadar çeşitli yollar denemiş  ve  bir cevap bulmuşsunuzdur. Kendimden örnek verirsem ben dinleyerek anlayabilen biri hiç olmadım. Mutlaka çalışmam gerekeni elime almalı ve kendim çizerek okumalıyım . Okulda da böyleydi iş hayatımda da .

Özellikle uzun süreli okul hayatınız ve bir de aktif okuma gerektiren iş hayatınız olduysa siz de birer anne,  baba, öğretmen yani büyük olarak aşağı yukarı öğrenme metodunuzu keşfetmiş belki adlandırmamışsınızdır.

Peki öğrenciler ! Artan yoğun çalışma ve bilgi alma üzerine kurgulu eğitim ve sınav sistemimizde ne durumdalar ? Eğer öğrenci kendi öğrenme stili konusunda bilgiliyse ve ya tarzını keşfetmişse  kolay ve hızlı öğrenir ancak öğrenme stili konusunda bilgisi yoksa öğrenmeye çalışırken zorlanır ve sıkılır. Böyle durumlarda da zaman zaman aileler devreye girer.

İki örnek vereceğim ;

Bir  aile görüşmemde baba bana ‘ kızım çalışmakta zorlanıyor, ben de  kızıma not çıkartıp  okumasını söylüyorum .‘ dedi. Diğer bir  görüşmemde de bir anne çocuğuna sürekli masasını toplamasını bu şekilde çalışamayacağını ve anlayamayacağını söylediğini, anlattı. Maalesef, her iki söylem de iyi niyetle yapılmış yanlış yönlendirmeler.

ÖĞRENME STİLLERİ

Görsel- İşitsel- Dokunsal

Öğrenme stilleri genel olarak 3 tipte gruplandırılmıştır

3 öğrenme stilini taşıyan kişi sayısı yüzde 70-80 civarındadır. Yüzde 20 olan grup yalnız görsel , işitsel yada dokunsaldır .Özellikle bu grupta ki öğrencilere eğitim verilirken öğrenme stilleri çok dikkate alınmalıdır. Bu kişiler farklı stilde ki kişilerle çalıştıklarında iletişim kopmaktadır.

GÖRSEL  KİŞİLER- GÖRSEL ÖĞRENCİLER

Çoğunlukla başları ve vücutları dik, gözleri yukarı bakar şekilde ayakta du­rurlar veya otururlar.

Genelde, normalden yüksek bir ses tonuyla , hızlı konuşurlar .Görsel kişiler bir şeyleri resimlerini görerek hafızalarında tutarlar ve görüntülerle düşünürler.  Renkleri güçlü  gördükleri için renklerle düşünürler. Çalıştıkları yerin dağınık olmasını sevmezler. Öğrenirken görsel malzemeler göz hizasının üstünde bir yere asılmalıdır .Görsel kişiler, üç gurup içerisinde en hızlı okuyan gruptur

Zayıf yanları: İşittiklerini uzun müddet belleklerinde tutamazlar. Ders anlatılırken not almazlarsa huzursuz olurlar. Görsel materyalleri olmayan uzun derslerde rahatsız olurlar
Düzensizliğe tahammülsüz olurlar.

İŞİTSEL KİŞİLER – İŞİTSEL ÖĞRENCİLER

Düşünürlerken  gözlerini yana doğru kaydırırlar. Kendi kendilerine sessizce konuşurlar.Söylenen şeyleri kolaylıkla size tekrar edebilir ve dinleyerek öğrenirler. Genellikle müzikten ve telefonda konuşmaktan hoşlanırlar. Adım adım ve belli bir sıraya göre ezberlerler. İşitsel kişiler seslere ve gürültüye çok hassastır. Aşırı gürültüde kulaklarını elleriyle ilk tıkayan onlardır. Bariz özelliklerinden biri konuşkan olmalarıdır. İşitsel öğrenciler, en iyi  dinleyerek ve konuşarak öğrenirler. Bazen kendi kendilerine konuşurlar. Okulda bile konuşmaya devam ederler. Bu sebeple, öğretmenleri tarafından sık sık ikaz edilirler.

Zayıf Yanları: İsimleri hatırlarlar ancak yüzleri hatırlamakta zorlanırlar. Gürültülü ortamlarda konsantre olamazlar. İşitsel öğrenciler , dersin ahenkli ve melodik bir ses ile anlatılmasını isterler. Okumaktansa dinlemeyi tercih ederler. Bilgilerin yazılı olarak sunulması bazen anlamalarını zorlaştırabilir.

DOKUNSAL KİŞİLER – DOKUNSAL (Kinestetik )ÖĞRENCİLER

Düşünürken aşağıya bakarlar. Dokunsal kişiler konuştukları insana daha yakın durma eğilimindedirler. Bu kişiler ayakta yürürken sizi dinlerler ve ya çalışırlar.Duygularını göstermekten çekinmeyen kişilerdir, kolay ağlayabilirler. Sohbeti severler, ancak hızlı konuşmak onlar için gereksizdir. Hayatları hareket üzerine odaklanmıştır ve dağınıktırlar. (Ancak bu dağınıklılık çevre etkisiyle de yaş ilerledikçe azalmaktadır.) Dokunsal öğrenci için sözlü emirlerin bir önemi yoktur. Ona yaptırmanız gerekir. Kendi istedikleri yerde çalışmalarına izin verilmelidir.Taklit ederek, deneyerek , karalayarak, eskiz yaparak ve model inşa ederek kabartma yazılar kullanarak öğrenirler. Ayrıca dokunsal öğrenciler hiperaktif veya yaramaz damgası yiyebilirler.

Zayıf Yanları:  Konuşulanı veya görüleni hatırlamakta zorlanırlar Çok iyi işitemeyebilirler. Ya da işittiklerinden anlam çıkarmakta zorlanırlar. Dokunsal kişiler ,yazım hataları çok yaparlar. Okumayı sevmezler.

Üç öğrenme stilini özetle açıklamaya çalıştım .En önemlisi öncelikle kişinin ya da çocuğun baskın öğrenme stilini bilmesidir. Bazen 2 veya  3 özellikte birbirine çok yakın çıkar. Bu belirleme bilen kişi tarafından gözlem ve test yapılmasıyla oluşturulur. 

Yukarı da belirttiğim 2 veli örneğinde anne ve baba kendi öğrenme stilleri doğrultusunda çocuklarını yönlendirmeye çalışmışlardır. Bunun sakıncasını şimdi daha iyi anladığınızı düşünüyorum
Bilhassa görsel anne baba ile dokunsal çocuk arasında ciddi problem meydana gelmektedir. Sonucunda ise çocuk sevilmediğini zannetmektedir.

Bu arada ben en az yüzdeye girerek dokunsal olduğumu da yazayım.

Öğrenme stilleri ile ilgili sormak istedikleriniz olduğu takdirde buradan veya özelden her zaman danışabilirsiniz.

Öğrenci Koçu

Aile Tutumu ve Öğrencilerde Kaygı Başlangıcı

İdeal Kaygı Eşiği

2020 LGS sınavına yaklaşık  1,6 milyon , YKS sınavına ise 2,5 milyon öğrenci girmesi bekleniyor. Sınavların yapılacağı zaman yaklaştıkça öğrencilerde stres ve kaygı düzeyinin bazen ideal derecede bazen de aşırı derecede arttığı görülüyor.

Kaygı ,genelde öğrencinin başa çıkamayacağı bir durum olduğunu düşündüğünde ortaya çıkıyor. Korkulan durum hakkında (kazanamamak, istediği puanı alamamak vs) özgüven yetersizliği kaygının temelini oluşturuyor.

Sınav kaygısıda, sınav sorularını anlamama, düşüncelerini planlamada zorluk yaşama, kavram ve sözcükleri hatırlamakta zorlanma, yeterli derecede hazırlanmış olunmasına rağmen soruları cevaplayamama gibi sonuçlar yaratıyor. Bu kaygı durumu belirli düzeyde ise buna ideal kaygı eşiği deniyor ve öğrencilerin farkındalığını arttırıyor. Kendilerini bir şey yapmak zorunda hissediyorlar ancak korkudan kilitlenmiyorlar.

KAYGI DURUMUNA AİLELERİN ETKİSİ NE OLUYOR?

Ülkemizin aile yapısına baktığımızda   heyecan, kaygı, mutluluk, üzüntü gibi duygular genellikle aile içinde hep birlikte yaşanıyor.

Lise veya üniversite  sınavına hazırlanan bir gencin bulunduğu ailenin  neredeyse tüm fertlerinde ,  kendileri bir sınava giriyormuşçasına sınav stresi ve kaygısı taşıdığı görülüyor

Hatta ailelerin iyi niyetle söylediği ‘‘Daha çok çalış,yaparsın .Kaygılanmaya gerek yok. ’’ şeklinde ki sözleri bu duygu ve paniği tetikleyebiliyor.

Anne babaların rahat olmaları, kaygı duyan çocuklarına destekleyici ,baskısız ve talepsiz  telkinlerde bulunmaları ise gencin özgüvenini ve motivasyonunu arttırıyor.

Aile Tutumlarından Üç Tanesi

Destekleyici Aile : Çocuğuna yakın ilgi gösterip, ortak faaliyette bulunuyorlar. Herhangi bir anlaşmazlıkta tehdit, kıyaslama vb yapmadan ikna yolu kullanıyorlar. En önemlisi anne de, baba da tutarlı ve kararlı davranıyor.

Bu ailede yetişen öğrenci,sosyal ve özgüven sahibi oluyor . Kaygısını ideal kaygı eşiğinde yaşıyor.

Denetleyici Aile : Çocuklarını doğrudan ve ya dolaylı tehdit ediyorlar. Çocuklarına küsüp iletişimi kesiyor ve zaman zaman aşağılayıcı ifade kullanıyorlar. Çocuğu başkaları ve ya kendileri ile kıyaslayıp sık sık bağırıyorlar.

Bu aile de yetişen öğrenci, savunucu, suçunu kabul etmeyen, içe dönük ,pısırık ve ya asi oluyor.Genellikle medeni cesaretİ gelişmediğinden kendi yüksek kaygısını boş verme eğilimiyle bastırıyor.

Pasif Aile: Anne ve babalar hoşgörü ile boş vermişliği karıştırıyorlar. Çocuğa sınırsız haklar tanıyıp, bütün isteklerine cevap veriyorlar.Biz çocukluğumuzu – öğrenciliğimizi yaşayamadık çocuğumuz yaşasın anlayışı ile olumsuz davranışlarına da göz yumuyor hatta normalleştiriyorlar

Bu aile de yetişen öğrenci, bencil oluyor ve kendisine hizmet edilmesini istiyor. Hatalarda başkalarını sorumlu tutuyor ve  kendisine güvensiz oluyor. Yaşam savaşından kaçma yollarını tercih ediyor.

Aile tutumlarına göre öğrenci koçu olarak beraber çalıştığım öğrencilerden destekleyici aile de yetişen öğrenci hemen fark ediliyor. Çok kısa bir çalışmayla kafasında oluşmaya başlayan sıkıntı ve kaygı durumu varsa hemen ideal düzeye geliyor.

Ayrıca, sınav kaygısı ve baş etme metotları ile ilgili de daha detaylı yazım olacak.

Öğrenci Koçu Ne Değildir ?

‘Öğrenci Koçu Olmakyazımdan sonra  öğrenci koçluğunun içeriği konusunda kavram karmaşası olduğunu fark ettiğim için ikincisinin bir açıklama yazısı olmasına karar verdim.

Öğrenci Koçu, bireysel olarak okul hayatında sıkıntı yaşayan öğrencinin tavsiye ve yorum ile sıkıntılarına çözüm öneren kişi değildir. Tam burada en önemli farkımız ortaya çıkıyor.

Temel amacımız öğrencinin kendi kendini keşfetmesini sağlamak ve kendi çözümlerini bulma konusunda farkındalık yarattırmaktır.

Başlıklar altında biraz daha detaylandırayım :

DANIŞMAN değildir.
Danışman ,özel bir alanda uzmanlaşmış kişidir .Danışmanın,sahip olduğu bilgi ve becerileri belirli bir zamanda başka kişi ve kuruluşlara aktarması işine de ‘danışmanlık’ denir. Burada önemli olan danışman olarak çalışan kişilerin iş tarifinde belirtilmiş alanda tecrübeli ve uzman kişiler olmalarıdır.
Koçlukta ise öğrenci koçu bir konuda uzman olmak zorunda değildir. Öğrenci yapılan görüşmelerle kendi eğitim ve kariyer hayatıyla ilgili seçimlere kendi karar verir.

MENTOR (Akıl Hocası) değildir.
Mentor, kendi tecrübesine dayanarak bilgelik ve rehberlik sağlayan uzmandır. Kendi mesleki deneyimlerine dayalı olarak ilgili konuda görüş ve tavsiyede bulunur

Koçluk süreci, tavsiye verme ve danışmanlık içermez. Bunun yerine kendi hedeflerini belirleme ve ulaşma konusunda bireye odaklanır. Mentor daha çok rehber gibidir. Konuşmanın içeriğine daha çok dahil olur.
Öğrenci Koçu sorduğu güçlü sorularla öğrencinin kendini keşfetmesini sağlayacak sürece odaklanır

EĞİTİMCİ değildir.
Eğitim, bir insanın , duygusal, bedensel, zihinsel olarak sahip olduğu yeteneklerini belirlenen amaç doğrultusunda geliştirmesidir.Öğrencinin eğitim sürecinde eğitmen tarafından müfredata ve belirlenen hedeflere göre çalışma programı hazırlanır.
Öğrenci koçluğunda ise öğrenciye doğrudan bir şey öğretmek söz konusu değildir.
Öğrenci koçu tarafından sağlanan rehberlikle öğrenci kendi programını belirler . Süreç öncedenbelirlenmiş bir müfredat olmadan öğrencinin akademik ve sosyal olarak ilerlemesine katkı sağlayacak şekilde gerçekleşir.

TERAPİST değildir.
Terapi ,bireyde veya ilişkilerinde iyileşme, işlev bozukluğu ve çatışma ile ilgilidir. Terapide terapist çoğunlukla,şimdiki zamanda öğrencinin duygusal işleyişini engelleyen zorlukların çözülmesini sağlamaya çalışır.
Öğrenci koçu,öğrenciyi psikolojik olarak tedavi amaçlı koçluk yapmaz. Koçluk sürecinde öğrencinin yaşamında kişisel gelişim kapsamında değişim meydana gelir.
Terapi geçmişe odaklanırken, koçluk gelecek odaklıdır.

Öğrenci koçu ile çalışan öğrenciler, kendilerini zorlayan konulara ve ellerindeki fırsatlara farklı bir açıdan bakmakta, düşünme ve karar alma süreçleri gelişmekte, kişiler arası ilişkilerde daha etkin olmakta, okul ve özel yaşamlarında kendilerine daha çok güvenmektedir .

Dört başlık altında tanımladığım -Öğrenci Koçu Ne Değildir- hakkında merak ettiğiniz ve ya paylaşmak istediğiniz bir konu varsa lütfen yazmayı ihmal etmeyin.

Öğrenci Koçu Zeynep Kökden

Öğrenci Koçu Olmak

Ben Şimdi Benim

Güzel bir gün, hafta ,ay ve yıllar dileğimle MERHABA…

Başlıkta okuduğunuz gibi ben şimdi benim derken bu serüvene çıkış noktama değinmiş oldum. Benim kendime ‘’ Evet. Ben Öğrenci Koçluğu yapmalıyım..’’ demek için 20 yıl kadar bir zaman geçmesi gerekti.

Ve kendime dedim ki ‘’ dokunabildiğim öğrenciler 20 yıl geçmeden lise dönemlerinde ne istediklerinin , ne  yapabileceklerinin farkında olsunlar ‘’. Bunda bir ergen annesi olmanın ve üzülerek yazıyorum ancak hepimiz biliyoruz ki eğitim sistemimizin hala bunu sağlayamamış olmasının payı da var.

NE OKUDUM ? NE ÖĞRENDİM

Ben bir kimyagerim. İ.T.Ü Fen -Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümünü 1995 de bitirip yıllar boyunca aktif olarak mesleğini yapan şanslılardanım. Bu süreç  içinde yönetim sistemleri-üretim müdürlüğü -A sınıfı İSG uzmanlığı ve eğitim almak,vermek gibi kendimi çok yönlü geliştirme  durumuna sahip oldum. Üstelik bir de patent sahibiyim.

Ancak bu yolda ilerlerken hep bir tarafım sen sözelcisin , danışmanlık -eğitmenlik yapmalısın diyordu. Üstelik bu tarz geri dönüşümler arkadaş sohbetlerimin içinde sinyal olarak geliyordu. Buna  rağmen ‘‘artık başka ilgi alanı benden geçti, kariyerim faklı ’’diye düşünerek bildiğim yolda devam ettim.

Taa ki kızımla ilgili 2017 de aniden yaşadığımız (esasında bizim ani zannettiğimiz ancak yıllar içinde ki sinyalleri farketmediğimiz ) bir psikolojik rahatsızlığa kadar.

AMAN ALLAHIM ! NEFES  ALAMIYORUM.

Yaşadığımız durumun detayına inmeyeceğim .Ancak söz konusu çocuğunuz olunca ve çaresiz hissedince nefes alamıyorsunuz. Akademik olarak  iyi sayılacak çocuk gitti nasıl baş edebileceğimizi bilemediğimiz üstelik kendisi de beyninde gelişen semptomlarla nasıl baş edeceğini bilemediği bir zaman çerçevesinin içine girdik. Bu süreçte gittiğimiz uzmanlar , yaşadığımız tecrübe ve en önemlisi değiştirdiğimiz davranış biçimi bende çok büyük farkındalık yarattı.

Neticede olaylar zinciri ve önüme çıkan gelişmeler benim karakterime en uygun işi bulmama sebep oldu. Kızım da artık çok iyi ve onunla yaptığı mücadeleden , kendi farkındalığından dolayı da gurur duyuyorum.

‘‘ ÖĞRENCİ  KOÇU  OL  ANNE . BEN SENİ DESTEKLİYORUM. ’’

İşte kızımın ağzından çıkan bu cümle… Şimdiki çalışmalarımı başlatan cümle

O bana destek verdi ve ben de anne değil Öğrenci Koçu olarak ona destek verdim. Üstelik en zoru da emin olun anne-kız  çalışması .

Onun şimdi bir hedefi var. Planlama yapıyor ve akademik olarak 2 sene pasif olarak  kaldığı ders çalışma ortamına hazırlanıyor.

SONUÇ  OLARAK ;

X Kuşağı (1965-1979) olarak kendimin ve arkadaşlarımın , Z kuşağı (2000-2021) olarak  çocuklarımızın yaşadıklarını gördükçe onlara daha erken faydam olsun istiyorum. .Ne istediğini bilmeyen, sınav kaygısı yaşayan, motive olamayan, zamanı  kullanamayan öğrencinin   Öğrenci Koçu olarak  güç birliği için yanındayım.

https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=gdwxKHqaXz0

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın